Su güvenliği, günümüzde yalnızca bir halk sağlığı veya çevre yönetimi konusu olmaktan ziyade; insani yardım ve ulusal güvenlik politikalarının kesişim noktasında yer alan stratejik bir konu olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle ülkelerin, olağan dönemlerin yanı sıra savaş, afet ve diğer olağanüstü durumlarda da güvenli su teminini sürdürebilecek dayanıklı sistemler geliştirmesi kritik önem taşımaktadır.
Son yıllarda yaşanan savaşlar, kitlesel göç hareketleri, iklim kaynaklı afetler ve Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) tehditler, su altyapılarının ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyarken, su güvenliğinin kamu sağlığı, toplumsal istikrar ve ulusal güvenliğin temel unsurlarından biri olduğunu göstermektedir.
Uluslararası hukuk da su altyapılarının korunmasına özel önem vermektedir. Uluslararası Sözleşmeler, içme suyu kaynakları ve su tesislerini sivillerin hayatta kalması için vazgeçilmez unsurlar arasında değerlendirmekte ve bu altyapılara yönelik saldırıları yasaklamaktadır. Ancak dünyanın farklı bölgelerinde gerçekleşen savaşlarda su altyapıları giderek daha fazla stratejik hedef hâline gelmekte, bu durum da uluslararası koruma mekanizmalarının her zaman yeterli düzeyde uygulanamadığını göstermektedir.
Çatışma bölgelerinde su temin sistemleri, arıtma tesisleri, pompa istasyonları ve dağıtım şebekeleri ciddi zarar görmekte; milyonlarca insan güvenli içme suyuna erişimde güçlük yaşamaktadır. Su ve sanitasyon altyapısının işlevsiz hâle gelmesi, halk sağlığı açısından ciddi riskler doğurmakta ve su kaynaklı hastalıkların yayılma ihtimalini artırmaktadır. Bu gelişmeler, suyun yalnızca yaşamsal bir ihtiyaç değil, aynı zamanda çatışma ortamlarında stratejik bir unsur olduğunu ortaya koymaktadır.
Su güvenliğini tehdit eden bir diğer önemli unsur ise KBRN riskleridir. Kimyasal, biyolojik, radyolojik veya nükleer maddelerin su sistemlerine kasıtlı yada kazara karışması, kısa sürede geniş nüfus kitlelerini etkileyebilecek sonuçlar doğurabilmektedir. Bu tür kirleticilerin önemli bir bölümü renksiz, kokusuz ve tatsız olduğundan, geleneksel izleme yöntemleriyle tespit edilmeleri güçleşmektedir. Bu nedenle gelişmiş sensör teknolojileri, gerçek zamanlı izleme sistemleri ve yapay zekâ destekli erken uyarı mekanizmalarının su altyapılarına entegre edilmesi giderek daha büyük önem kazanmaktadır.

Bununla birlikte, dünya genelinde artan zorunlu göç hareketleri de su güvenliği üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, dünya genelinde zorla yerinden edilmiş kişi sayısı 100 milyonu aşmıştır. Ani nüfus artışları, özellikle altyapı kapasitesi sınırlı bölgelerde su kaynakları üzerindeki baskıyı artırmakta; su temini, sanitasyon ve hijyen hizmetlerinde önemli sorunlara yol açabilmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) İçme Suyu Kalitesi Kılavuzları'nda kısaca su güvenliği, “bir su kaynağının tüketiciler için kabul edilebilir düzeyde sağlık riski oluşturmayacak şekilde sürekli olarak temin edilmesi" olarak tanımlanmaktadır. DSÖ tarafından geliştirilen Su Güvenliği Planları yaklaşımı, suyun havzadan tüketiciye ulaşıncaya kadar geçtiği tüm aşamalarda potansiyel risklerin proaktif bir anlayışla yönetilmesini esas almakta; su kaynaklarının korunmasından arıtma, depolama ve dağıtım süreçlerine kadar bütüncül bir risk yönetim çerçevesi sunmaktadır. Bu yaklaşım günümüzde içme ve kullanma suyu güvenliğinin sağlanmasında uluslararası düzeyde en yaygın kabul gören yöntemlerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Bu anlayışla, ülkemizde içme suyu sektörü ilk su güvenliği projesi pilot il olarak seçilen Gaziantep İli'nde (Kaynaktan Musluğa İçme ve Kullanma Suyu Güvenliği Planının Hazırlanması Projesi (İSGP) 2021 – 2023 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Proje ile kaynaktan musluğa içme kullanma suyu güvenliği ve sürdürülebilirliğini tehdit edebilecek tehlikeler ve riskler belirlenip, bu tehlike ve risklerle mücadele etmek için risk yönetim eylemleri önerilmiş, içme suyu güvenliği odaklı Acil Durum Eylem Planları hazırlanmıştır. Ayrıca, proje ile diğer belediyelerin de kendi İSGP hazırlık çalışmalarında faydalanabileceği bir Rehber Doküman hazırlanmıştır. Ayrıca, benzer şekilde Kocaeli, Sakarya ve Düzce illeri ve Sapanca Gölü'nü kapsayan “İçme ve Kullanma Suyu Güvenliği Planlarının Hazırlanması Projesi" 07.11.2024 tarihinde başlamış olup, Nisan 2027'de tamamlanması planlanmaktadır.